Axîn Amed
İnsanlığın varoluşundan bu yana; yaşamın nasıl yaşanması ve nasıl anlamlı kılınabileceği üzerine arayışlar hep var olmuştur.
Herkesin bu arayışa verdiği cevaplar farklı olsa da, bazı insanlar yüce duygu ve düşünceleriyle kalabalıklardan ayrışırlar. Bu insanların içinde öyleleri vardır ki, düşüncelerini eyleme dökebilme iradesini de gösterirler. İşte kendi farkını ortaya koyan o nadide insanlar, insanlık tarihinde yerlerini başköşede alırlar.
Her arayış, en nihayetinde yaşamın amacına rastlar. "Yaşamın bir amacı varsa nedir ve ona nasıl ulaşılır?" derken sorular çoğalır; her bir soru yeni bir cevabı, her bir cevap ise yeni bir soruyu doğurur. Sonunda anlarsın ki bir arayıştasın. Kendine net bir şekilde söyleyebildiğin şey şudur: Anlam ve Özgürlük. Sonra dersin ki; ancak anlamlı olan özgür, ancak özgür olan anlamlı olabilir. Böylece anlamlılık ve özgürlük senin temel amacın haline gelir. Anlamlı olan sana güzel görünür. Bir kez anlamın, özgürlüğün ve güzelliğin farkına varmışsan yolun artık aydınlıktır. Yolunu bulan yürümekten korkmaz; önüne çıkan engeller onu tedirgin etmez. Aydınlık bir yolda olduğunu bilen, karşısına çıkan engelleri nasıl aşacağını da bilir. İman etmiştir; o amaca kilitlenmiştir ve bu nedenle bu uğurda canını vermekten bir an bile çekinmeyecektir.
Nasıl yaşayacağını bilen, yaşamın güzelliğinin farkına varmıştır. Hiç kimse ve hiçbir şey onu bu güzelliklerden alıkoyamaz. Onun için yaşam; sadece nefes alıp vermek ya da boğazını tıka basa doldurmak değildir. O, böyle düşünen ve yaşayanların gerçek manada insan olmadıklarını, insan maskesi takmış varlıklar olduklarını bilir. İnsanlığını unutmuş kişilikler, eninde sonunda tarihin çöp sepetinde yerlerini alacaklardır. Bazı toplumlar vardır ki varlıklarının erkenden farkına varmış, uluslarını kurtarma telaşıyla kendilerini var kılabilmişlerdir. Kimi topluluklar ise egemenlerin çıkarları doğrultusunda katliamlardan geçirilmiş, yok edilmeye mahkûm edilmişlerdir. Kürt toplumu da sürekli yok edilmek istenmiş; yok edilemediği yerde ise ‘kendini inkâra’ zorlanmıştır. Özellikle Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra Kürt inkârı ve imhası süreklilik kazanmış; öyle ki bizzat Kürt halkı dahi kendini inkâr etmeye başlamıştır. Kürtlüğün kazandırmadığını, aksine kaybettirdiğini düşünür hale gelmişlerdir. Çünkü Kürtlük; utanılması ve bir veba gibi kaçınılması gereken bir "hastalık" olarak görülmekteydi. Her ne kadar bu durumu kabul etmeyen kimi Kürt önderleri çıkmış olsa da hareketleri dar aşiret çıkarlarını aşamadığı için ulusallaşamamıştır.
Bu durum, Kürt Özgürlük Hareketi PKK’nin çıkışına kadar sürdü. Bu defa Kürtler gerçek bir Önderliğe sahip olmuştur. Halkının varlığı ve özgürlüğü için her şeyi yapacak, dur durak bilmeden çalışacak bir irade... Egemenlere boyun eğmeyecek, dar aile ve aşiret çıkarlarının peşinde koşmayacaktır. Onunla yürüme yürekliliğini gösteren yoldaşlarıyla yol alacaktır. Bu nefes nefese devrim yürüyüşünde O’nu anlayan yoldaşları olacak; bu yoldaşlar devrimci görevlerin ötesinde bir kararlılık ve fedakârlık sergileyeceklerdir. Kemaller, Hayriler, Mazlumlar, Berivanlar, Zekiyeler, Ronahiler, Agitler, Beritanlar, Zilanlar, Semalar ve daha niceleri... Bu başarılar kendiliğinden gelmedi; büyük bir emeğin, mücadelenin, haklılığın ve fedakârlığın sonucunda oluştu. Onlar anlamlı yaşamı bu mücadelede gördüler ve bu yolun yılmaz yolcuları oldular. Canlarını verirken bile en içten gelen bir sadelikle, "Keşke canımdan başka bir şeyim olsa da versem" diyeceklerdi. Kendini dirhem dirhem eritmek, bedenini alev alev yakmak, bombayı kendinde patlatmak kolay değildir. Evet, kesinlikle kolay değildir. Ancak bunun seni, halkını ve insanlık onurunu yeniden yaratmak olduğunu biliyorsan; bunu gereken yer ve zamanda yapar, hatta bunun bile az olduğunun farkında olursun. Yüce Önderliğin yoldaşları ve bu kadim halkın evlatları, işte bu mütevazılıktadırlar. Onlar Önderliği anlamış; nerede, nasıl cevap olacaklarını kavramışlardır. Amaçları güneş gibi aydınlık, su gibi berraktır. Onlar bu mücadelenin kutup yıldızlarıdır. Mesele sadece canlarını vermeleri değil, esas mesele nasıl yaşayacaklarını bilmeleridir. "Ne kadar uzun yaşarım?" diye bir dertleri yoktur; çünkü onlar eylemleriyle ölümsüzleşeceklerini bilirler. Arkalarında ne bırakacaklarının farkındadırlar; başaracaklarından emin ve kararlı bir şekilde yol alırlar. Eylemlerinin yaratacağı fırtınanın düşmanı nasıl kasıp kavuracağını bilerek düşmanın üzerine yürürler. Bilirler ki bu eylemlilikler halklara can verecek; davalarının zafer yürüyüşçülerini çoğaltacaktır. Bu yüzden hiç tereddüt etmeden ölümü —eğer adı ölümse— büyük bir iç huzuruyla karşılarlar. Zaman ve hakikat onları doğrulamıştır; onlar ebediyete kavuşarak ölümsüzlüğün şifresini kırmışlardır.
Bu ölümsüzler kervanı içerisinde bir de Tanrıçamız; Önderliğin onun için "Ben onun emir eriyim" dediği Zilan (Zeynep Kınacı) arkadaş vardır. Zilan arkadaş, 1996 Mayıs’ında Önderliğe karşı geliştirilen suikast girişimine cevap olarak, 30 Haziran’da Dersim’de fedai eylemini gerçekleştirdi. Onun bu eylemi, tümüyle bir değerler bütünüdür. Hem döneme hem de tarihe verilmiş bir cevap niteliğindedir; ince hesaplarla planlanmış, taktiksel yeniliği içinde barındıran, büyük bir cesaret ve fedakârlık örneğidir. Bu eylem, Heval Zilan’ın ideolojik-politik derinliğini, inanç ve bağlılığını, geliştirdiği moral düzeyinin yüksekliğini kanıtlar. Örgütlü bir militanın nasıl yaşaması ve yaşamını nasıl örgütlemesi gerektiğini açıkça gösterir. İdeolojik ve siyasi anlamda doğru örgütlenen bir bireyin ne kadar büyük başarılar elde edebileceğinin kanıtıdır. Parti yaşam ölçülerini bizlere emreder.
Heval Zilan, bu eylemiyle neyi yaratacağını biliyordu. Kararlılığı, heyecanı ve Önderliğe olan sonsuz güveniyle bu büyük çıkışı yapabildi. Eylemin Dersim’de yapılması, orası için bir yeniden diriliştir. Dersim’i tamamen bitirdiğini düşünenlere bir cevap; Dersim halkına ise bir çağrı, inanç ve moral kaynağıdır. Heval Zilan, saflarda henüz bir yıl bulunmasına ve Önderliği hiç görmemesine rağmen, gereken zamanda ve yerde verdiği bu cevapla; kendisini tamamen mücadeleye, halka ve özgür yaşama adadığını gözler önüne sermiştir. Kadını düşüren ve köleleştiren sisteme karşı, kadının yüceliğini ona yeniden bahşetmiştir. Kadını anlamlı, özgür ve güzel olanı yaratmaya çağırmıştır. Tanrıça kültürünü yeniden dirilterek, kadını özsel gücüyle buluşturmuştur. Özelde Kürt kadınına, genelde tüm dünya kadınlarına; güç, irade ve moral kaynağı olabilmenin yolunu göstermiştir. O, anlamlı ve özgür yaşamın adı olmuştur. Mektubunda dile getirdiği gibi yaşamı çok sevmiştir: "Yaşam iddiam çok büyük. Anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum. Yaşamı ve insanları çok sevdiğim için bu eylemi gerçekleştirmek istiyorum." Ancak yaşamı ve insanları bu kadar çok seven bir ruh, böylesine anlamlı bir eylemin sahibi olabilir. Heval Zilan, Önderliğe yapılan saldırının Kürt halkına ve özgürlük mücadelesine yapıldığının bilinciyle, Önderliği korumanın en somut cevabını vermiştir. Bu eylem, Önderliğin ne kadar derin anlaşıldığının kanıtıdır. Hiçbir bireysel kaygı taşımadan, sonsuz bir güvenle fedailik ruhunu bizlere aşılamıştır. Bu ruh o günden beri capcanlı yaşamaktadır. Ş. Eriş, Ş. Andok, Ş. Arin, Ş. Barin, Ş. Gelhat, Ş. Nujiyan, yine Cumali ve Çavrêler, Bager ve Avzemler, Sara ve Rukenler, Erdal ve Rojhatlar, Asya ve Rojgerler, Ziyad Heleb ve Denizler... Bu binlerce kahraman, Apoculuğun fedai ruhunu en zirvede yaşayanlardır. Bu ruh sadece dağlarda ve mevzilerde değil; şehirlere, ovalara ve tüm halkımıza sirayet etmiştir.
Bunun en somut örneği; iki oğlu şehit olan bir annemizin, evladının kabri başında "Benim başımı dik tutan, iki kızımın ağabeylerinin silahını yerde bırakmayıp gerillaya katılmalarıdır" demesidir. Bir anne için bu kolay değildir; ancak bu ruh bireyciliğe karşı toplumsallığı inşa eder ve kişiye kendini aştırır. Çünkü o anne, neyin onurlu olduğunu bilmektedir. Analarımızın evlatlarını nasıl uğurladığını, şehitlerini nasıl görkemle karşıladığını hepimiz gördük. Bizler çok iyi biliyoruz ki bu ruh hep yaşayacak ve hep zirvede kalacaktır. Çünkü fedailiğin tohumu bu topraklara çoktan serpilmiştir. Bizlere düşen görev, bu bilinci kendimizde derinleştirmek ve bu ruhu her an hissetmektir. Bu vesileyle tüm şehitlerimizi bir kez daha saygı ve minnetle anıyoruz.


