Ve onların ardılları, mensupları uygun günlerde gidip o mabetlere kapanırlar. "Affet bizi" diye secde ederler, yalvarırlar, yakarırlar. Bu yoldaşlar öyle yoldaşlardır. Bir mabede gider gibi huzurlarında eğileceksiniz, secdeye kapanacaksınız. Artık böyle bir dininizin, imanınızın olması gerekiyor. Kesinlikle bunu hem hak etmiş büyüklerdir hem de çok ihtiyacımız olan kutsallık derecesindeki mabedsel değerlerimizi temsil ederler. Neden bunun büyüklüğüne inanmayalım, iman etmeyelim ve yine gerekleri için secdeye kapanmayalım, emir-komutasında yürümeyelim? Biliyorsunuz tarihte böyle değerlerin önce inançla ve sonra imanla secdesi gerçekleştikten sonra, emri altındaki askerlerle müthiş bir saldırıya geçmeleri vardır.

Zîlan ateşinde her şey yaratılıyor. Mesela duygularda o ateş her şeyi, bütün kirleri temizliyor. Bir kadın kişiliği, bir tanrıça kişiliği olarak oldukça etkileyicidir. Çünkü o ateşte bütün kirler, bütün zayıflıklar yakılmıştır. İnsanlığı tercih etmek; Zîlanların dilinden olmakla, onların düşüncesinden olmakla mümkündür. Şahadetlerin toplam ifadesi, ideolojik donanımın üst düzeyde temsili; duygunun ve düşüncenin bireyi aşarak toplumun örgütlü dili haline geldiği Zîlan gerçeği ile kurumlaşarak, kurtuluş çizgisinin somut ifadesi olmuştur. Bu nedenle özgür yaşam uğruna ne varsa; ulusal aşk, özgür kadın ve erkek, her türlü geriliğin reddine dayalı ilkeli bir yaşam ve bunun için de düşmana karşı müthiş bir kin ve kıyasıya savaşım Zîlanlaşma çizgisinin kapsamıdır.

Bu çizgi, ideolojik ve felsefik olduğu kadar duygunun en üst düzeyde temsilidir. Onunla yürüyenler; eylemde, yaşamda, örgütlülükte, sevgi anlayışında, tarz ve tempoda militanca yaklaşımların sahibi olmaya çalışanlardır. Zîlan eylemi bir intihar eylemi değil, bir saldırı eylemidir. Eylem tamamen dönemsel, tarihi, planlı, oldukça örgütlü, çok cesur, fedakarlıkla ve soğukkanlılıkla yapılmış bir eylemdir. Ancak bir gerilla bölüğünün ya da taburunun yapabileceği bir saldırıyı tek başına gerçekleştirme gibi bir saldırı eylemi olarak değerlendirilmesi gerekiyor.

Zîlan zafer kişiliğidir. Zaferle yaşamın büyük birlikteliğinin veya diğer deyişle zaferle aşkı birleştirmenin adıdır. Sembol olarak böyledir; ama bizim için semboller de önemlidir. Özgürlük sembollerine ne kadar değer verilirse, hatta ne kadar tapınılırsa o kadar yücelir. Yaşam adına yücelen ne varsa bu eylemdedir. Özgürleşme ve kendini gerçekleştirmenin bu savaştan geçtiğine, bu savaşı verirken yaşayacağına inanıyor; o noktada tamamen kabul edilmesi gereken yaşam sınırlarına doğru yüceliyor. Anlam olarak, parti olarak yükseliyor. Daha önce düşman egemenliği altında çizilen yaşam; zaten eğer kül olan bir şey varsa odur. Yaşam adına yücelen ne varsa o da buradadır. Ölen, ölmesi gereken, kül edilmesi gereken bırakılmıştır; yüceltilmesi gereken ise gerçekten müthiş ve şahane bir biçimde çıkarılmıştır. Yaşama duyduğu büyük sevgi onu böyle bir eyleme götürüyor. Yaşamın özgürlüğe dayalı büyük sevgisi ve yaşamın dirilişiyle bağlantısı bu kadar büyük olmasaydı bu eyleme karar verilemezdi. Yaşamı sevenler böyle büyük eylemlerin sahibidirler. Yaşamdan vazgeçenler asla eylemci, örgütçü olamazlar. Zîlan’daki yaşamın büyük sevgisi onu böyle büyük bir eyleme götürüyor. Yine yaşamın özgürlüğe dayalı büyük sevgisi, yaşamın dirilişle ve güzellikle bağlantısı çok büyük olmazsa bu eyleme karar verilemez.

Zîlan bir manifestodur. Mektuplarında müthiş bir parti tanımı var. Parti içinde böyle net olmak; parti içinde lafazanlıkla, demagojiyle asla kendini hastalıklı kılmamak; her türlü ideolojik, siyasal ve örgütsel esaslarımızla bağdaşmayan tutum ve davranışlara fırsat vermemek ve müthiş bir direniş kişiliği ile yaşamak... “Topyekûn üzerimize gelen düşmana karşı topyekûn direnmek; akıl sınırlarını zorlayan direniş, kahramanlık, emek, kararlılık ve inanç yaratılmıştır; direniş PKK’nin temel karakteridir” derken, burada hakiki militanlık özelliklerine kesin sahip çıkıyor. Eylemini son suikast girişimine bir cevap olarak düşünüyor. “Düşmanın topyekûn üzerimize gelişi var” diyor. Düşmanın 1996 operasyonlarının bilincine ulaştığını, buna karşı PKK militanlığında gelişmesi gereken eylemlilik tarzının nasıl olması gerektiğini kanıtlamak için de “Böyle eylemlilik gerekiyordu” diyor. Tamamen taktiksel bir çıkıştır. En büyük eylemciler esasta güvendikleri değerler için eylem yaparlar veya o değerlerin sembolize edildiği, birleştiği, yoğunlaştığı kişilikleri esas alırlar. Demek istediğim, canlarını boşuna ateşe atmazlar. Onu müthiş bağlayan, onu temsil eden, ona sonsuz güven veren bir değer, bir sembol, bir Önderlik olmazsa hiç kimse böyle bir şeye cesaret edemez. Önderlik gerçeğini hemen hemen bütün paragraflarda işlemiş. Beni tanımaz bu yoldaş; yeni yoldaşlardan, bir yıllık arkadaşlardan biridir. Fakat mükemmel incelemiş. Ben bu yoldaşla sanırım uzaktan da olsa hiç konuşmadım. Ama buna rağmen bu kadar anlayabilen, anlamakla yetinmeyen, yorumlayabilen, özümseyebilen ve bunu böyle bir militan kişiliğe dönüştürebilen bu duruşu, PKK’nin hakiki militanı olarak değerlendirmek gerekir.

Çok doğru bir tarih anlayışına sahip, mükemmel bir tarih özetlemesi yapıyor: “Tarihi bir temele dayanmayan bir dava adamı köksüzdür.” Bu büyük yoldaş kesinlikle tarihi temelini görmüş; tarihe kök salmak gerektiğine sonuna kadar ulaşmıştır. Onun farkındadır, onun bilincindedir, onun sorumluluğundadır. Bunu mükemmel yapmış ve özgürlüğü kavramıştır. Zîlan, tarihin ve kadının dirilişidir. Yer olarak Dersim’in olması da önemlidir. Dersim’in dirilişi için unutulmaz ve belki de yaşamın biricik kaynağı olarak bu kişilik ve eylem değerlendirilecektir. Kahramanca olanlar tarihte böyle iz bırakır. Bitmez tükenmez bir halka, bir ulusa ve hatta insanlığa, kadına güç veren bir kaynak olarak değerinin takdir edilmesi gerektiği çok açık. Çünkü tümüyle insanlık adına; düşürülmüş insanlığa, müthiş bir faşist rejime, orduya ve emperyalizme karşı, kadın cinsinin düşürülmüşlüğüne karşı bir eylemdir.

Tabii bunu tüm YAJK için seslendiriyoruz. Anlamı oldukça aydınlatıyor ve zaten siz de YAJK da sorgulanıyor. Herhalde bunun büyüklüğünden artık kimsenin kuşkusu olmaz. PKK gerçeğinde yer almak, onun ordu gerçeğinde yer almak; kesinlikle bu anlamla, bu ilkelerle bağlantılıdır. YAJK çağrısı Zîlan gerçeğindedir. YAJK, zafer özelliğidir. YAJK, zafere bir çağrıdır. YAJK’a ulaşmak isteyen önce zafere yakın olacaktır. Zaferi örgütlemede, siyasette, savaşta sağlayamayan; YAJK’tan anlayamaz ve YAJK’a yaklaşamaz. Yine bunun çağrısı Zîlan gerçeğindedir. Bunları ben icat etmiyorum; temsili yapılmıştır. YAJK’a ve özgür kadına ulaşmak, onu yaratmak isteyen kadında da erkekte de zafere ulaşacak. Bunun başka yolu yoktur. Ben sıkça bazı erkeklere yaklaşımım için de bunu söyledim: Erkeklik; manevi anlamda veya bir cinsel olgu olmaktan öte, moral bir değer olarak sözüne daha fazla bağlılık anlamına gelir. Şimdi bu temelde sizin erkekliğinizi bu kadının kadınlığıyla karşı karşıya getirelim. En beter bir şekilde "karı" durumunu yaşayan sizsiniz. Yani bu benim öngörümdü ve aslında doğrulanıyor. En yiğitçe bir davranıştan veya halk tabiriyle bir erkeklikten bahsedeceksek; aslında bu, ancak böyle kanıtlanabilir. Zîlan kişiliği netleştikten sonra eski erkeklik ölmüştür. Bütün kadınların bağlılığı, kadınların daha fazla güzelliği, çekiciliği ve savaşçılığı benim için heyecan vericidir. Bu anlamda artık kadın klasik anlamda "karı" da olamaz. Zîlan kişiliğinde bunun ifadesi artık çok çarpıcıdır. Erkek de bu anlamda artık bitmiştir. Aklınız olsaydı; erkeğin de eskisi gibi erkek olarak yaşamayacağının o eylemle noktalandığını anlardınız. Zîlan kimliği netleştikten sonra bütün eski erkeklik ölmüştür.

Zîlan’ın eylemi kadın-erkek arasındaki yaşama bir darbedir. Özgür kadının şekillenmesine yaklaşım çok çarpıcıdır. Kesin bir yeni yaşam arayışıdır. Müthiş bir “özgürlük istemidir”; var olan düzen dahilindeki standart yaşamlara tepkidir. Zaten o yaşama iğne ucu kadar değer verseydi bu eyleme cesaret edemezdi. Bu eylem aynı zamanda geçerli yaşama müthiş bir darbedir. Kadın-erkek arasındaki yaşama darbedir. Düzen dahilindeki kadın-erkek evliliğine, cinselliğine, sevgisine, duygusuna büyük bir darbedir. Çünkü o küçük bir yaşamdır. Kendisi evlilik denemesinden geçmiştir; herhalde ona hiç çekici gelmiyor, müthiş itici geliyor, dolayısıyla eylem üzerinde etkili oluyor. Bunun yanında büyük arayışı çok net; bunun için güzel yaşam, savaşla bağlantılı yaşam ve eylemle bağlantılı yaşam çok çarpıcı. Bunun üzerinde tabii salt siyasi değerlendirmeler yapmakla açıklığa kavuşturma işini sağlayamayız. Bu biraz da edebiyatın konusu oluyor. Romanlaştırılarak daha iyi dile getirileceği kanısındayım.

Çare Zîlan kimliğindedir. Büyük eylemlilik, büyük yaşam, büyük aşk istemi oldu. Bu bir başlangıç ise, başarabilirsek toplumsal gerçekliğimizde bunu yaygınlaştıracağız; bütün kadınlarımızı, erkeklerimizi bu temelde yeniden yapılandıracağız, şekillendireceğiz. Zaten ulusların özgürleşmesi de ancak böyle mümkündür. Her halkın tarihinde böyle dönüştürücü değerler vardır. Zîlan kişiliği bizim çerçevemizdir. Gereklerine canı gönülden katılacağız. Zîlan kişiliği ister teorik ister pratik yönleri ile emredicidir ve netleşmiştir. Herkes buna anlam da verebilir; büyük bir şans ve gururla gereklerini yerine getirebilir. Kadın cephemizden, militanlarımızdan beklediğimiz, Zîlan kişiliğinin her geçen gün daha fazla somutlaşmasıdır.