5.BÖLÜM

Neolitik Çağ’dan Uygarlığa Geçiş

Til Xelef Kültürü ve Neolotiğin Zirveleşmesi, M.Ö. 6 bin ile 4 bin yılları arasında yaşanmıştır. Yukarı Mezopotamya’da, Rojavayê Kurdistan’ın Serêkaniye (Vaşokanî) kentinde hayat bulmuştur.

Til Xelef Kültürü ile Neolitik Devrim bütün dünyaya yayılmış; merkezi Kürdistan olan Tanrıça kültürü bu topraklardan dünyaya yayılmıştır. Nüfusun çoğalmasıyla beraber köyler kentlere dönüşmüştür.

 

"Til" kelimesinin sözlük anlamı tepe demektir. Kürdistan’ın bitki örtüsü zenginliklerle doludur; sayısız tarihi mekanları ve coğrafi yüzey örtüsü vardır. Neolitik devrimin kazanımları Til Xelef kültürü ile kurumlaşmıştır. Önderlik, Jineoloji ile yaptığı tanımda, "Jineoloji, tarihin dokuz katman dibi kazılıp araştırılarak yapılmalıdır" demiştir. Bu tanım, dokuz bin yıllık tarihin araştırılması gerektiğini ifade etmektedir; çünkü bu dönem aynı zamanda ataerkil zihniyetin ortaya çıktığı tarihtir. Til Xelef tarihinde gömülü olan Ana Tanrıça kültürünün gün yüzüne çıkarılması gerekir. Önderlik "katman" derken zihniyeti kastetmektedir: Uygarlık kültürünün üzerimizde etkisi vardır; İslamiyet'in çıkışıyla oluşan zihniyetin etkileri göz önündedir; ardından feodalizmin etkileri üzerimizde rol oynamıştır ve kapitalizmin etkileri yine kadın üzerinde yürütülmektedir. Kadın kişiliği ve karakteri bu katmanların altında can çekişmektedir.

 

Bu katmanlardan arınıp kurtulmamız şarttır. Mevcut durumda kadının zihniyeti de özünden kopuk yaşamaktadır. Doğayı katletmek, insan canına kıymak ve tahammülsüzlük, bunların hepsi üzerimizde yaratılan olumsuz algılardır. Zihniyetimiz bunlardan arındığında ahlaki-politik kişiliğe ulaşabiliriz. Toplumsal doğada ihtiyacından fazla ürüne el koyma yoktur. Her insan kendine yetecek kadar, karın tokluğu kadar ürüne sahip olur; fazlası ya topluma ya da doğaya armağan edilir. Aynı zamanda yalan söylemek yasaktır ve bu uygulamalara gerek de duyulmaz. Maddi ve manevi her şey ortak toplum malıdır; insan öldürmek yoktur. Bu kültür, Dêrsim’de Alevilik ile kendini devam ettirmiştir. Ceme durmak da klan kültürünün bir devamıdır. Toplum içerisinde ahlaksızlık yapan biri için cem dergâhı kurulur, kişi hakkında ortak karara varılır ve demokratik bir tutum sergilenir. Bu özelliklerin hepsinin uygarlığın çıkışıyla beraber tersine çevrildiğini görmekteyiz. Bunun sonucunda toplum özünü yitirmeye doğru gitmiştir. Klan toplumumuz, demokratik, ahlaki ve politik bir tarzda yaşamlarını sürdürmüştür.

 

Til Xelef Kültürü ile nitel ve nicel değişimler yaşanmıştır. Fikir ve zihniyet değişimi gelişirken entelektüel devrim yaşanmış, bununla beraber bilim devrimi gerçekleşmiştir. Toplumun yönetiminde bilinçlenme kaydedilmiş, insanın yararına tarım devrimi gelişmiştir. Astronomi bu süreçte ilerlemiş, tarımda büyük oranda gelişim sağlanmıştır. Tarımda kullanılan tekerlek bu çağda keşfedilmiştir. Ana-kadın öncülüğünde mimari köy evleri yapılmıştır. Yün, balta, kazma, tırpan, çömlek ve destar Til Xelef kültürü ile keşfedilmiştir. Var olan yaşamsal araç gereçler kadın eksenli gelişmiştir. Aynı zamanda doğal tıp, kadın araştırmasının bir sonucu olarak neolitik bir devrim şeklinde bilinmektedir. Günümüzde de ana-kadın tıp rolünü oynamaktadır.

 

Til Xelef kültürü M.Ö. 6. bin yılda Amerika’ya, Mısır’a ve Basra Körfezi’nden Anadolu’ya kadar ulaşmıştır. M.Ö. 5. bin yılda ise Kafkaslara kadar gitmiş ve böylece Tanrıça Kültürü bütün dünyaya yayılmıştır. M.Ö. 4. bin yılda Çin ve Avrupa’ya yayılmıştır. Kültürün dağılımı, insanların göç etmesiyle gerçekleşmiştir; giden insan, kültürü de beraberinde götürmektedir. Neolitik Çağ’ın yaşandığı Mezopotamya toprakları içerisinde Urfa’daki Göbekli Tepe (Girê Mirada), Amed’in Ergani ilçesine bağlı Çemê Xelan (Çayönü), Hewlêr’deki Şanidêr Mağarası, Rojhilat’taki Şikefta Şirwan, Qamişlo’daki Arî Tepesi ve Til Berak gibi insan tarihi ve kültürü barındıran yerler vardır. Bu kalıntılar insanların barındıkları kutsal mekanlardır.

 

Bu kazanımların hepsi Tanrıça yani bilge kadın öncülüğünde gelişmektedir. Tanrıça Kültürü ile hareketimizdeki kadın özgürlükçü ideoloji aynıdır. Bundan kaynaklıdır ki önderlik, bizler için Tanrıça mertebesine ulaşmamız gerektiğini belirtmiştir. Tanrıça Kültürü’nün özellikleri; kendini ve toplumu bilinçlendirmesi, örgütlemesidir. Diğer bir özellikleri ise toplumu yönetmesi, toplumsal olması ve irade sahibi olmasıdır. Toplumu geliştirmek amaçlı kullanılan özgür irade, özgür kişilik sahibi olmayı ve öncü olmayı beraberinde getirir. Toplumsal doğa sürecinde kadının doğum yapması kutsal görülür; doğum sırasında ana-kadına özel mekanlar sunulur. Tanrıçanın, doğum esnasında kadını suyun var olduğu mekâna alarak yeni bir canlının dünyaya gelmesiyle su da kutsanmıştır. Yaşama canlılık kazandıran sudur.



Göbekli Tepe, Girê Mirada, Xirab Reşk

 

Urfa’da bulunan Göbekli Tepe, Kürt tarihi ve kadının köleleştirilmesi açısından önemli bir konuma sahiptir. Arkeologların yaptığı araştırmalar kapsamında dünyanın ilk ibadethanesi olarak kabul edilen Göbekli Tepe, aynı zamanda ilk yerleşik alan olarak da belirtilmektedir. Yaklaşık 15 bin yıllık tarihe sahip olan mekân, bölge halkı tarafından ziyaret olarak da bilinmektedir. Mevcut mekânı inşa edebilmek için binlerce çalışanın bulunması gerekir. O dönemlerin imkanları temelinde bunu bir imkansızı başarmak gibi görmenin yanı sıra, mimarlık gerektiren bir fikrin varlığı da şarttır. Arkeologların yaptıkları kazılar sonucunda 20 yapının daha bulunduğu belirtilirken, kullanılmalarının ardından üstlerinin kumlarla kapatılması akıllarda soru işareti bırakmaktadır. Mekânın inanç mekânı, sanat mekânı, üretimin toplanıp dağıtıldığı yer ve toplumun-klanın bir araya gelip sorunları tartışıp çözüm aradıkları bir yer olarak tabir edilir. Yapıtın duvarlarında sembolik işaretler vardır; bunların çoğunluğu hayvan resimleri olmakla beraber her bir sembolün bir anlamı vardır. Bu hayvan figürlü sembollerin klan totemleri olduğunu söyleyebiliriz; bu sadece bir ihtimaldir. Bu mekân, orada bulunan insanların kolektif çalışmalarının bir ürünüdür. Burası bilinçle ve inançla yapılmış bir mekandır.


Önderlik son olarak Göbekli Tepe yapısı için yeniden araştırılması gerektiğine vurgu yaparak, "Kadının köleleştirildiği yer, kastik katilin çıkış yaptığı yerdir" demektedir.

 

Ek Bilgi: Berlin merkezli Alman Arkeoloji Enstitüsü'nden (DAI) bir arkeolog olan Profesör Klaus Schmidt, Güneydoğu Anadolu'nun Urfa şehri yakınlarında, kireçtaşından bir platoda bulunan insan yapımı bir tepede kazılar yürütmüştür. Buranın adı Göbekli Tepe'dir. Profesör Schmidt bu ismi Almancaya "Bauch Berg" veya "Gebauchter Berg" olarak tercüme etmiştir. 1995 yılında kazı çalışmalarına başlayan ve devlet tarafından engellenen Klaus Schmidt, 2014 yılında vefat etmiştir.

 

Uygarlığa Geçiş Aşaması

 

El-Ubeyt Kültürü, M.Ö. 4200-3000 yılları arasında yaşanmıştır. Bu kültüre aynı zamanda Semitik Kültür de denmektedir. Semitik kelimesi, çölde yaşayan tozlu insan veya Arap kültürü anlamına gelmektedir. El-Ubeyt Kültürü aşağı Mezopotamya’da Uruk-Ur (Irak) kentinde yaşanmıştır. Önderlik, El-Ubeyt tarihinin M.Ö. 6 bin yılına kadar uzayabileceği ihtimalinin bulunduğunu belirtir. İlk kentleşme ve uygarlık Uruk’ta başlamıştır.

 

Coğrafyanın yapısından kaynaklı olarak El-Ubeyt kültürü aynı zamanda çobanlık kültürüdür. Kurulan uygarlıkla beraber kentin çevresi surlarla örülür, böylece sınırlar başlar. Kent şamanlarla yönetilir. Şaman aynı zamanda bilge insan, bilinçli insan anlamına da gelmekle beraber zamanla özünü kaybetmiştir. Şaman, ana tanrıçanın kazanımlarını kurnazlık yoluyla ele geçirir. İşe öncelikle gençleri örgütlemekle başlar; çünkü kültür gereği gençler büyükleri ve yaşlıları dinlemektedir. Ardından toplumu ele geçirir. Şaman, ana-kadından aldıkları bilgilerin tamamını değil, sadece bir kısmını paylaşır. Böylece tarıma da el atarak gençleri ekim işlerinde kullanır. Tarımın sulanması için kilometrelerce su kanalı kazıldığı söylenmektedir. Toplanan tarımsal üretim şamanın yanında toplanarak geri topluma dağıtılır. Fakat zamanla insan sayısında artış görülmüştür. Artık ortaya çıkan fazla ürünler bu defa şamanın yanında tutulmuştur. Artı-ürün tarihçesi de böyle başlamıştır.

 

Bu bağlamda daha çok çiftçi ve daha çok ürün için şamanlıktan rahipliğe geçiş olmuştur. Günümüzde bahsedilen tekel, artı-üründen türemiştir. Uygarlığın kök hücresi tekelciliktir. Toplumun emeğine, malına ve alın terine el koymakla köleleşme ortaya çıkar. Ziguratın üst tabakasında bulunan rahip, kendisinin tanrının en üst katında bulunduğunu söyleyip halkın ona hizmet etmesini isteyerek toplumu köleleşmeye ikna etmiş ve ataerkil sistemin kurucularından biri olmuştur. Bu sistem kolonileşerek bütün bölgelerde uygarlıklar halinde kendini devam ettirmiştir. Bu çark, tanrıça kültürüne karşın gelişen karşıt bir ideolojinin çıkışına yol açmıştır. Aynı zamanda çok tanrılı dinlerden tek tanrılı dinlere geçiş bu süreçte olurken, tanrı artık gözle görülmez olmuştur. Önderlik bu aşama için şu kavramı kullanmıştır: "Örtük Krallar ve Maskeli Tanrılar Çağı."


Tartışmalar

 

_Neolitik çağdan uygarlığın çıkış tarihine kadar toplumu ve doğayı koruyan, savunan, üreten, yöneten, biriktiren, geliştiren ve öncülük eden hep kadındır. Erkeğin de yaşamda belirli bir çabası vardır fakat kadın kadar kapsamlı değildir. Benim görüşüm, tanrıça kültüründen ataerkil zihniyete geçişin en temel nedeni erkeğin kadını kıskanmasıdır.

 

_Benim görüşüm ise erkeğin sürekli kadının yanında olduğu doğrudur. Bu olay erkeği bir nevi bilinçlendirir; çünkü kadın öncülüğünde eğitilmiştir. Ama hep yanında olmasına rağmen karar alma yeteneği ve yönetim kabiliyeti yoktur. Bundan kaynaklıdır ki kadını çekememe duygusuna kapılarak ana-kadına komplo yoluyla kazanımlarına el koymuştur. Bu tarz kurnazlık da erkeğin avcılıktan aldığı taktikten gelmiştir. Avcılık, taktik, kurnazlık ve hesap gerektiren bir özelliktir.

 

_Bilindiği gibi klandan sonra kabile ve aşiret topluluğu gelmektedir. Aşiret, uygarlığın kendini inşa ettiği süreçlerde gelişmiştir. Özgünlüğü ile bilinen aşiret tarzı devlete karşıdır; kendi kararlarını bileşenleri içerisinde alarak özerkliğini korumaktadır. Aşiretler, uygarlığın baskın olduğu süreçlerde benliklerini göçebe yaşama geçerek veya dağlara çekilerek korumuşlardır. İnsan varlığının çıkışından günümüze kadar uygarlığın insan yaşamı üzerindeki etkisi yüzde 2 iken, ana-kadın eksenli yürütülen doğal toplumun tarihi yüzde 98’dir.

 

_Toplumlar uygarlığın çıkış aşamasında destansı mücadeleler ve savaşlar yürütmüştür. İnana ve Enki efsanesi bu aşamada yaşanmıştır. Tanrıça İnana ve Uruk’un kurnaz tilkisi olarak bilinen Enki’nin aralarındaki savaş iki kişi arasında yürütülen bir savaş değildir; iki kültürün ve iki toplumun arasındaki savaştır. Tanrıça İnana, Enki’nin yöneteceği bir kültürün gelişmesinden endişe duyar; çünkü iktidar zihniyeti geliştirmiştir Enki. Ana tanrıçanın öncülüğünde gelişen ahlaki ve politik toplum, uygarlık ile beraber ataerkil zihniyete evrilmektedir. Ana-kadın kültüründe ise zorbalık, sömürü ve kurnazlık yoktur.

 

_El-Ubeyt kültürü ile toplum üzerindeki baskılar başlarken, aşiret kültürü burada direnmeye başlar. Aşiretler iktidara vergi vermemek ve ürünlerini paylaşmamak için başkaldırarak dağlarda örgütlenmiş, doğal yaşamlarına devam etmişlerdir. Günümüzdeki aşiret kültürüne de değinecek olursak; adalet vardır, beraberlik vardır, demokrasi vardır. Bu kültür, ana tanrıça kültürü ile korunmuştur. Kentlerle birleşmeyip sistemi reddederek kendini koruyabilmiştir. Bazı bölgelerimizde aşiret sözcüsü yine ana-kadındır; kararı kadın verir ve toplumda öncüdür. Bununla beraber ana tanrıça kültürünü koruyan etkenlerden biri de aşiret olgusudur. Orijin olarak aşiret sistemi en demokratik sistemdir. İçerisinde bulunduğumuz kapitalist sistemle beraber muhakkak ki aşiret sisteminde de değişimler yaşanmıştır. Devlet lehine işletilen aşiretler içerisinde kadına yönelik klasik tarzda yaklaşımlar bulunmaktadır. Kadın olarak bu sisteme karşı mücadelemiz devam etmektedir. Önderlik uygarlık ve kapitalizmin etkilerinden bahsederken, "Kapitalizm dağdaki çobanı bile etkisi altına almıştır" diye vurgulamıştır.

 

Viyan Mêrdin arkadaşın Şehit Bêrîtan Özgür Kadın Akademisi'nde verdiği dersten derlenmiştir.

 

Devam edecek.